Medeniyet ve Sendika

Şahin DEĞİRMEN - Genel Başkan Yardımcısı (Eğitim ve Sosyal İşlerden Sorumlu)

Okunma: 3376
Bu Haberi Paylaşın

Sendikal hayat 1800 yılların ortalarında ağır çalışma koşullarında çalışanların oluşturdukları dayanışma dernekleri ve yardımlaşma sandıkları ile başlar, zamanla bu örgütlenmeler sendikal faaliyetlere dönüşerek, insani olmayan çalışma şekil ve koşullarına itiraz seslerini yükselttiler. Doğal bir seyir olarak, sendikal faaliyetlerin insan ve emeğinin en çok sömürüye uğratıldığı yer olan batı dünyasında da başlaması kaçınılmaz bir gerçektir. Oysa ki aynı sömürünün kat kat fazlası kendi topraklarının dışında Afrika’da da yapılmakta idi. Ancak buradakiler beyaz değil, siyah tenli oldukları için her hangi bir hak arama oluşumunun vuku bulmasına izin verilmedi. Anlayacağınız batının medeniyet algısı bu kadar bencil.

14 asırlık medeniyet değerlerimiz ise böyle ağır çalışma şekil ve koşullarına izin vermediği için, bizim coğrafyamızda dayanışma dernekleri ile yardımlaşma sandıklarından çok daha iyi çalışma mekanizmasına sahip bir “vakıf medeniyetimiz” söz konusu idi. Bunun bir gereği olarak bu topraklara sendikal faaliyetlere ihtiyaç duyulmadı. Çünkü coğrafyamız işgallere uğradığı dönemlere kadar en zengin tabaka ile en fakir tabaka arasında şimdiki kadar bir mesafe söz konusu değildi. Batı tarzı bir hayat, çalışma şekil ve koşulları, idare şekilleri, kurum ve kurulların bizim coğrafyamızda da son yüzyılda boy göstermesi ile sendikal gereklilik ortaya çıkmıştır. Zira hak konusunda çalışanın alın teri kurumadan hakkının verilmesini isteyen Hz peygamber (sav.) tabii bir medeniyette emeğin karşılığının tam ve zamanında verilmesi olağan bir gerekliliktir.

Artan insan nüfusu oluşan devasa şehirler ile kapital zihin algısının bütün gerçek ve tüzel kişilikleri esir almasından kaynaklı olarak içinde yaşadığımız tarih sürecinde maalesef hakkın tam ve zamanında verilmesi ile gelir dağılımında ki adaletsizlikler den kaynaklı olarak sendikal yapıların çalışma hayatı içinde varlığını zorunlu kılmaktadır. Bütün bu olumsuzlukların sendikal faaliyetlerle bertaraf edilmesi söz konusu değil. Çünkü son bir asırda toplum olarak yaşadığımız bu büyük değişim kişiliklerin şekillenmesinde de olumsuz bir zemin hazırlamaktadır. Bunun, dengesiz gelir dağılımı ve maddi haksızlıklardan çok daha büyük bir problem olduğu kanısındayım. Zira toplumumuzda oluşmakta olan yeni insan tipi batılı kapital bir tip olup en yakınında ki insanları bile yükselmek için merdiven olarak kullanmaktan geri kalmayacak bir haleti ruhiyeye sahip insan tipi oluşmaktadır. Buna karşı “Ben siftah yaptım, alış verişini komşumda yap” diyecek ve sadaka taşlarını tekrar aktifleştirecek bir neslin inşası için dert sahibi herkesin taşın altına elini koyması dileklerimle.

 

 


Yazarın Diğer Yazıları

  1. Medeniyet ve Sendika
  2. Özgürlük ve İkiyüzlülük
  3. Toplumu Atiye Taşımak
  4. Sivil Toplum Algısı
  5. Merhaba Dostlar
  6. TOPLU SÖZLEŞME ve KÜDÜS