Millete Tuzak Kuranlar

Nail SÜNGÜ - Genel Başkan Yardımcısı (Mali İşler)

Okunma: 3559
Bu Haberi Paylaşın

Kıymetli dostlar,

600 yıllık bir imparatorluğu bile çeşitli entrikalarla içten içe yiyerek yön vermeye çalışan iç ve dış şer odaklarının, bu millete oynanan en acı oyunlarından biri olarak hafızalarımıza kazınan bir darbenin tarihidir 27 Mayıs 1960. Sadece Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın değil hem demokrasinin, hem de İslam nuru ile yeniden yoğrulmuş kadim bir medeniyetin değerlerinin de darağacı ile tanıştığı 27 Mayıs darbesinin 55’inci yılı.

Bugün olduğu gibi o gün de kendilerine o kadar güveniyorlardı ki tek yürek olmuş koca bir milletin seçimle iktidara getirdiği Başbakanı ve iki bakanını darağacında şehit etmeye giden yolda entrikalarını gizleme ihtiyacı dahi duymuyorlardı.

“Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir!” denilerek büyük umut, hayal ve mücadeleyle kurulan Cumhuriyet ile birlikte yıllarca tek parti ile yönetilen bu millet, göstermelik bir sistemle sözde çok partili hayata geçiriliyordu. Millet iradesini hiçe sayan bu zihniyet, kurduğu tek parti sistemiyle yine kedisine oy verileceğini sanıyor, göstermelik seçimlerle yine iktidar olacağını düşünüyordu. Fakat Demokrat Parti’nin “Yeter Söz Milletin!” sloganıyla girdiği seçimlerde gerçeklerle yüzleşiyor, açık oy gizli tasnif kurnazlığı ile sonucu kendi lehine tescil ettiriyordu. 14 Mayıs 1950’de millet iradesi “Demokrat Parti” diyor, hakim güvencesi ve gizli oy açık tasnif sistemi ile seçmenlerin %52’sinin oyunu alan DP 416 milletvekili ile iktidara geliyordu.

On yıllık iktidarı süresince birçok alanda ilerleme kaydeden hükümet ve Adnan Menderes milletin gönlünde de taht kurdu. Millet kıtlıktan, fakirlikten, adam kayırmaktan, karne ile alışverişten kurtuldu. Bunun yanında tek parti iktidarının yozlaştırmaya çalıştığı hatta hafızasından silmeye çalıştığı dini ve kültürel faaliyetler devlet eli ile yapılmaya başlandı. Millet yavaş yavaş özüne dönüyordu. 1932 yılında Tek Parti döneminde Türkçe okunmaya başlayan Ezan-ı Muhammedi, 18 yıl sonra 1950 yılında Milletin Başbakanının emriyle orijinal haliyle yani Arapça olarak okunmaya başlamıştı. Millet bu ilk ezanları ağlayarak dinlemiş, kulaklarına inanamamıştı. Bunun yanında çeşitli yerlerde bizzat Başbakanın ağzından “Türk milleti müslümandır, müslüman kalacaktır” sözleri milletle devleti barıştırmış hatta “bu millet isterse hilafeti bile getirir” sözleri milleti heyecanlandırmaya yetmişti. Bu heyecan, 1954 seçimlerinde %57 ile zirve yapmış, bütün karalama ve yıpratmalara rağmen 1957 seçimleri de %48 oy oranı ile zafer milletin adamlarının oluyordu.

Ama millet iradesini, huzurunu ve refahını hiçe sayan ve bu gidişten rahatsız olan iç ve dış şer odakları kendi menfaatleri için hain planlarını sahnelemeye koyuldular.

Onlar için artık her şey mübahtı, yeter ki iktidar devrilsin. Ve o günler, 27 Mayıs; Türk Demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçti. Darağacında sadece üç yiğit değil bir ulusun demokrasiye olan inancı ve katledilmiş iradesi vardı.  

27 Mayıs 1960 ile başlayan bu vesayetçi anlayış, günümüze kadar her on yılda bir ayar verilerek sürdürülmüştür. Öyle ki bu ülkeyi kuran irade Türkiye Büyük Millet Meclisi olmasına rağmen Meclis’in üzerinde ve/veya yetkisi dışında yeni kurumlar ihdas edilmiştir.

Bu gün ülkemiz 1960’lı yılların Türkiye’si değildir ama günümüzün tehlikeleri de Türkiye ile birlikte büyümektedir. Dün darağacı kuranlar bu gün; e-muhtıralar, Gezi olayları ve 17-25 Aralık darbe girişimleri ile seçimle gelen iktidarı tehdit etmektedir.

Milletin tercihlerini hazmedemeyenlerin her türlü entrikayı çevirdiği, millet ve değerleriyle bağdaşmayan en sapkın talepleri dahi dillendirmekten kaçınmadığı günümüzde; haklı davası ve haklı talepleri olan milletin çoğunluğunun da bu konuda en az onlar kadar davalarına sahip çıkmaları gerekmektedir.

Büyük siyasetçi, devlet adamı ve demokrasi şehidimiz merhum Adnan Menderes ile dava arkadaşları Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan'ı bir kez daha saygı ve rahmetle anıyor, milletimizin bir daha böylesi kara günler yaşamamasını temenni ediyorum.

Kıymetli dostlar; sözlerime Üstad Necip Fazıl Kısakürek’ten ecdadımızı anlatan bir şiirle son vermek istiyorum.

       

O erler ki, gönül fezasındalar,

Toprakta sürünme ezasındalar.

Yıldızları teşbih teşbih çeker de,

Namazda arka saf hizasındalar.

İçine nefs sızan ibadetlerin,

Birbiri ardınca kazasındalar.

Günü her dem dolup her dem başlayan,

Ezel senedinin imzasındalar.

Bir an yabancıya kaysa gözleri,

Bir ömür gözyaşı cezasındalar.

Her rengi silici aşk ötesi renk;

O rengin kavuran beyzasındalar.

Ne cennet tasası ve ne cehennem;

Sadece Allah'ın rızasındalar.


Yazarın Diğer Yazıları

  1. Millete Tuzak Kuranlar