TOPLU SÖZLEŞME ve KÜDÜS

Şahin DEĞİRMEN - Genel Başkan Yardımcısı (Eğitim ve Sosyal İşlerden Sorumlu)

Okunma: 342
Bu Haberi Paylaşın

Herkesin malumu ülkemizde işçi sendikacılığında uzun yıllar önce, 12 Eylül 2010 referandumunda da Memur-Sen’in gayretiyle memur sendikacılığına toplu sözleşme yolu açılmıştı. Muhakkak çok büyük bir kazanım bu kazanımların toplumumuzun yarınlara umutla bakabilmesi için manevi taleplerin de toplu sözleşmelerde yer alabilmesi ile olur. Çünkü modern dünya tek ayaklı bir insan toplumu üzerine bina edilmiştir. Şöyle ki günümüz istatistikleri, toplumları değerlendirirken maddi yönüyle ele almakta ve ölçü birimlerini bunların üzerinde bina etmektedir. Milli gelirin yüksekliği öne çıkarıldığı halde milli gelirin homojen yani adil paylaşımı konusu hep ütopik taleplerde dile gelmekte. Yıllar içinde birikmiş acil sorunların çözümü için bir yol haritası belirlendikten sonra bizleri bekleyen temel konuların başında maddi kazanımlardan sonra manevi kazanımlar olmalıdır. Zira Sivil Toplumun en dinamik yapıları olan sendikalar, eksikliği yozlaşmaya sebep olan her şey gibi manevi ihtiyaçların gündeme gelmesinde de inisiyatif üstlenmelidir. 
İçinde yaşadığımız zaman bu konuda ciddi eksiklikler olduğunu gözler önüne sermekte gerek 15 Temmuz 2016’ da ki hain darbe kalkışması, gerekse Osmanlı’nın dört asır direk İstanbul’dan yönettiği ve tam 100 yıl önce işgale uğrayan Kudüs ve çevresinde meydana gelen olaylar bizlere toplumun manevi değerler eğitimine ne kadar ihtiyacı olduğunu göstermektedir. 15 Temmuz hain darbe kalkışmasında manevi duygularını dosdoğru İslam’dan beslenmediği için aklını Amerika’ya kiraya veren bir çevrenin kendi halkına karşı ne kadar gaddarlaşabildiğini göstermekte. Aynı şekilde son iki asırda dünya üzerinde meydana gelen değişimlere karşı kendini yenileyip dosdoğru istikamet ortaya koyamayan bir eğitim sisteminin varlığı söz konusu, zira bu eğitim sistemi gerek maddi gerekse manevi hedeflerden yoksun bir gençlik ve dolayısıyla bir nesil oluşturmuş oldu.  Bu da yaşadığımız coğrafyada olup bitenlere karşı kayıtsız bir toplum olmamıza vesile oldu. Kudüs dört asır boyunca egemenliğimizde idi. Siyonist Yahudiler İngilizlerden kendilerine verilmesi sözünü alınca Osmanlı’nın daha hızlı yıkılması için her türlü çabanın içine girdiler ve nihayet tam 100 yıl önce Aralık 1917 tarihinde işgal edildi. Yukarıdaki kastımız Yahudi toplumunun kendi inançları uğruna hedeflerine varabilmek için her türlü fedakarlığı ve sinsi planı ortaya koyabildiği halde İslam gençliği bir sanatçının evlenme ya da boşanma hadisesi kadar Kudüs’ün işgal altında olmasını dert edinmiyorsa iki temel sorun vardır. Birincisi tabii olduğumuz İslam dininin öğretilmesinde eksiklikler olduğu, ikincisi sıradan bir sanatçının hayatını takip dünya hayatının ve toplum olarak yarınlarda var olma gayelerimizin önüne geçmişse genel bir eğitim sorununun olduğunu ortaya koymaktadır. Dünyanın farklı farklı coğrafyalarından Yahudiler toplanarak Kudüs üzerinde hak iddia edebiliyorken dört asır adaletle Osmanlı’nın direkt İstanbul’dan yönettiği unutulmuş olsa da, orada bu zaman içinde oluşmuş olan kalp ve kan bağının canlandırılması lazım. Unutulmamalıdır ki toplumları yarınlara taşıyan lokomotif güç manevi hedeflerdir. Çok geniş bir konu ancak yukarıda ki iki gerekçemiz bu konuda kısa orta ve uzun vadeli çalışmaların yapılmasını zorunlu kılmakta. Bir örnekle açıklamak gerekirse; Kudüs 1917 yılında işgal edildi. Ancak istediklerini tam alamayınca tam 50 yıl sonra 1967 yılında dolaylı olarak 6 gün savaşları dediğimiz ve İsrail’i daha da güçlendiren bir savaş oldu. Bu yıl işgalin yüzüncü, Terör Şebekesi Siyonist Devletin kuruluşunun 69. yılıdır.  1000 yıldır Anadolu’da ülke sahibi olan bizlerin 10 yılda bir darbeye veya girişimine tanık olmamız, daha bir insan ömrü kadar bir zaman önce kurulmuş siyonist devlette darbe olmaması, uzun yıllar her türlü askeri araç ve teçhizatının bakım ve onarımını yapamayan ve bunu 50 yıl önce nükleer silah üreten İsrail’e ihale eden bir ülke konumuna getirilişimiz… Bizlerin bu siyonist devlet karşısında güvende olduğumuzu kim söyleyebilir? Mayışmış, gayesiz bir neslin bu sinsi terör devletine karşı durması imkansız. Unutulmamalıdır ki Yahudi inancına göre  “Arzı Mev’ud”un sınırları içinde Güneydoğu Anadolu’nun tamamı Doğu Anadolu’nun büyük bir kısmı ve Doğu Akdeniz bölgelerimiz girmektedir. İşte bu büyük tehlike kapımızı çalmadan başta Kudüs’ün bizim olduğunu haykıracak ve mücadelesini verecek bir nesil ile ülkesinin tercihlerine ram olmuş bir ordunun tam manası ile vücut bulması hem beşeri hem de manevi değerler eğitiminin en başından ele alınmalıdır.
Yukarıdaki endişemiz vuku bulan ve malumumuz olduğu halde toplum olarak tedbir alamadığımız bir vakaa, yoksa buhranlar ve karışıklıklar olduktan sonra geri dönüş çok zor olabileceği gibi çalkantılı zeminlerde sendikal bir inisiyatif ve varlık ortaya koymakta çok zor olacaktır. Bunun için yarınlara emin adımlarla yürüyebilmek için dünle bugünü iyi okumalıyız. Hayat köprü gibidir. Hiçbir köprü tek ayaklı olamayacağı gibi varlığını kıyamete kadar sürdürme hedefindeki bir toplumun eğitimi de tek ayaklı olamaz.

 


Yazarın Diğer Yazıları

  1. Medeniyet ve Sendika
  2. Özgürlük ve İkiyüzlülük
  3. Toplumu Atiye Taşımak
  4. Sivil Toplum Algısı
  5. Merhaba Dostlar
  6. TOPLU SÖZLEŞME ve KÜDÜS