32. Başkanlar Kurulu Toplantısı İstanbul'da Gerçekleştirildi

32. Başkanlar Kurulu Toplantısı İstanbul'da Gerçekleştirildi

A- A A+
11 Eylül 2018 Salı


TOÇ BİR-SEN 32. Başkanlar Kurulu Toplantısı İstanbul'da Gerçekleştirildi

Toç Bir-Sen 32. Başkanlar Kurulu Toplantısı; 60 Şube Başkanı ile 36 İl Başkanının katılımıyla İstanbul’da gerçekleştirildi.

Toplantının ilk gününde coşkulu kalabalığa seslenen Genel Başkan Hüseyin Öztürk konuşmasına Memur-Sen Kurucu Genel Başkanı Mehmet Akif İnan, Tahsin Suda, Serdar Güllüoğlu, Remzi Şanlı, Yılmaz Osanmaz, Lütfi Bilbay’a ve ebediyete irtihal etmiş tüm dava ve yol arkadaşlarına rahmet dileyerek başladı.

Genel Başkan Öztürk; Toç Bir-Sen olarak 60 Şube Başkanlığı’nın tamamının olağan genel kurullarının birlik ve beraberlik içinde tamamlandığını kaydederek; “Birlik ve beraberlik havasında gerçekleştirdiğimiz kongrelerimizin ardından İstanbul gibi bir manevi ruha sahip bir kentte buluşmuş olmamız da buluşmamızı bu anlamda özel ve önemli kılıyor.

Bildiğiniz gibi; bir avuç inanmış dava adamının tohumlarını attığı sendikamız, bugün Hamdolsun yaklaşık 44 bin üyesiyle Tarım ve Ormancılık Hizmet Kolunun rakipsiz sendikası.

Büyümemizde, birliğimizin ve beraberliğin sağlanmasında emeği olan kurucu kurucu genel başkanımızdan tüm genel başkanlarımıza, tüm il ve şube başkanlıklarımıza, yönetim kurulu üyelerine, komisyonlarımıza ve teşkilat kademelerimizde görev yapan ve alınteri döken tüm kardeşlerimize teşekkür ediyorum.

18 yılda tohumdan çınara dönüşen sendikamızın günden güne güçlenerek büyümesinin temelinde; il başkanlarımızın, şube başkanlarımızın ve teşkilatımızın gayreti, sevdası, azmi, dava inancı, birlik ve beraberliği yer almaktadır.

Bugün itibariyle 60 Şube Başkanlığımızın olağan genel kurullarının tamamlanmasının ardından tüm il ve şube başkanlarımızla birlikte 32. Başkanlar kurulunu İstanbul da gerçekleştiriyoruz.

Aramızda il başkanlarımız ile kongrelerinde yeniden güven tazeleyen başkanlarımızın yanı sıra aramıza şube başkanlığı görevlerini devralan kardeşlerimiz var.. Kongrelerinde güven tazeleyen aile içerisinde yolculuğumuzu devam ettiren kardeşlerimizi tebrik ediyor, görevi yeni devaralan başkanlarımıza hem hoş geldiniz diyor hem de bu yolda başarılar diliyoruz” dedi.

“YOLUMUZ DOĞRU YÜKÜMÜZ AĞIR”

Büyük MEMUR-SEN ve TOÇ BİR-SEN camiası olarak; davası, sevdası ve hedefleri olan, diğerleriyle değil kendisiyle yarışan, teşkilatıyla bütünleşmiş bir “Erdemliler Hareketi olduklarının altını çizen Öztürk; “ Yolumuz doğru, yükümüz ağır” dedi.

Bir milyonu aşkın üyesiyle Türkiye’nin en büyük emek hareketi olan Memur-Sen, üstlendiği bu büyük sorumluluğun bilinciyle emeğin, ekmeğin, alın terinin, onurun, insanca yaşamanın ve çalışmanın mücadelesini verdiğini belirten Öztürk; “Kadim bir medeniyetin müntesipleri olarak bizler de bu ağır sorumluluğun bilinciyle sadece kamu çalışanlarımızın değil ülkemizin, milletimizin ve mazlum coğrafyaların derdini dert edinerek emanete sahip çıkmaya çalışıyoruz. Biliyoruz ki; yolu doğru olanın yükü ağır, yolu çetin olur. Bu sebeple yolumuz doğru yükümüz ağır.

Allah yeryüzünün miras ve önderliğini Müslümanlara vaat etmiştir. Bu vaadi gerçekleştirmek için çaba sarf etmek gerekir. Bunun içinde öncelikle tüm dünyaya tüm insanlığa söyleyeceğimiz sözümüzün olması lazım. Bizim sözümüz, kulun kula kul olmayacağı bir dünyadır. Biz bunun hayalini kuruyoruz. Bunun için çalışıyoruz. Çare olmak, çözüm olmak bizim elimizde” dedi.

BİZİM DURUŞUMUZ VE DAVAMIZ NET: VATAN, MİLLET, DEVLET VE ÜMMET

“Kültürlerin, medeniyetlerin, imparatorlukların buluştuğu, insanlık tecrübesi ve vahyin inşa ettiği bir coğrafyada yaşıyoruz. Ve bugün öyle bir süreçten geçiyoruz ki; bu süreç bizlere olağan koşullardan daha farklı sorumluluklar yüklüyor. Sorumluluğumuz sadece Misakı milli sınırlarının içinden ibaret değildir. Yeryüzünün neresinde zulme uğramış, adalet arayan, kendine yoldaş arayan bir yürek varsa işte biz ordayız. Orada olmalıyız” diyen Öztürk konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Haçlı artığı açgözlü Batı emperyalizmi, İslam Dünyası üzerinde hain planlarını sürdürüyor. Kadın-erkek, genç-yaşlı, çoluk-çocuk, sivil-asker demeden şehirleri kan gölüne çevirerek, sonu yıkım, gözyaşı, katliam ve işgal olan oyunlar oynuyor. Tüm insani, vicdani ve ahlaki değerleri yakıyor, yıkıyor.

Şöyle bir İslam Dünyasına baktığımızda maalesef yürek yakan bir tabloyla karşılaşıyoruz.  Göz bebeğimiz ilk kıblemiz Kudüs mahzun, Suriye yandı, Gazze hapis, Irak, Arakan, Doğu Türkistan, Mısır yıkıldı, vuruldu. Bu sessiz acı çığlığa kulak tıkayan, eli kanlı emperyalizm canavarına seyirci kalan devletler ise bir kez daha insanlıktan sınıfta kaldı.

Tüm Dünya yaşanan bu zulümler karşısında sussa da biz asla susmayacağız, dünya zalimler karşısında eğilse de aziz milletimiz asla eğilmeyecektir. Çünkü; Türkiye umuttur, mazluma mağdura el uzatandır, ümmetin–coğrafyamızın sönmeyecek ışığıdır, beklenendir. Çünkü Türkiye, asrın ensarıdır!

Yedi güzel adamdan biri olan Cahit Zarifoğlu; “Bir duruşu olmalı insanın / Bir bakışı, Bir anlayışı, Bir aşkı / Bir Davası olmalı” der.

İşte Memur-Sen ve Toç Bir-Sen olarak bizim duruşumuz, bakışımız, aşkımız ve davamız nettir: Vatan, Millet, Devlet ve Ümmet.”

“BİZİM BİRLİKTELİĞİMİZ; ÇİLE, DAVA VE HEDEF BİRLİKTELİĞİDİR”

Konuşmasında birlik ve beraberlik vurgusu yapan Öztürk, “Bizim birlikteliğimiz sıradan bir birliktelik değil; çile, dava ve hedef birlikteliğidir” diyerek konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Bizler 2001 yılında zulme, zalime haksızlığa, hukuksuzluğa karşı bir duruş sergilemek amacıyla kurulan “Değerler Sendikacılığının’’ Temsilcileri olarak, birlikten ve beraberlikten doğan gücün ne anlama geldiğini ne ifade ettiğini aldığımız kazanımlarda, verdiğimiz hak mücadelelerinde çok açık bir şekilde yaşadık gördük. Bugüne kadar birçok badireler atlattık, birçok sıkıntıları aştık, bunları yaparken sizlerden ve üyelerimizden aldığımız güçle bunları başardık. Yine sizlerde bulunduğunuz illerde, kurumlarda birlik ve beraberliğin verdiği güç ve moral ile birçok başarıya imza attınız.

Düşünce birliği, gönül birliği, eylem birliği içinde hareket edebildiğimiz sürece bugüne kadar almış olduğumuz kazanım ve başarıları Allah’ın izniyle artarak devam edecektir. Vücudu meydana getiren organlar, tam bir ahenk içinde çalıştığı zaman nasıl vücut sıhhatli oluyorsa, bizler de ne kadar şuurlu, düzenli ve birlik içerisinde çalışırsak, o kadar sıhhatli oluruz. Toplulukları, Kuruluşları sağlıklı bir şekilde ayakta tutan faktörlerin başında birlik ve beraberlik yer alır. Bu önemli faktörün zıddı olan tefrika hastalığına müptela olmak ise, toplumların, devletlerin, organizasyonların içten içe kendini yiyerek temelden çökmelerine neden olur.

Birlik ve beraberliğimiz aynı dava etrafında, aynı değerlere saygı duyarak, aynı hedefe yürümektir. Farklılıklara rağmen hoşgörü ile duygudaşlık kurarak bir olmaktır. Farklılıklarımızı kucaklayarak bir arada olabilmektir. Birbirimizle uğraşmadan, didişmeden, herkesi olduğu gibi kabul ederek, birbirimize destek olarak yaşamaktır, çalışmaktır. Bizim birlikteliğimiz sıradan bir birliktelik değil; çile, dava ve hedef birlikteliğidir.

Unutmayalım ki tarih boyunca bizi ayakta tutan milli ve manevi değerlerimizdir. Dün olduğu gibi bugün de birlik ve beraberliğimizi bozmaya, kutsal değerlerimizi sarsmaya çalışanlar olacaktır. Bu çabalar sağduyu sahibi milletimizin sağlam ve sarsılmaz imanı karşısında elbette başarıya ulaşamayacaktır.

Toç Bir-Sen ailesi olarak tüm teşkilatımızla birlikte, bir ve beraber olarak bu yolda durmak yok, çalışmaya, gayret etmeye devam edeceğiz. Aldığımız emaneti ne kadar daha yukarı çıkaracağız bunun derdi çabası içerisinde bulunacağız.

Bu nedenle; her alanda ilkelerden taviz vermeden yenilenme ve her gün bir önceki günün tecrübesiyle bir sonraki günü yaşayarak, özgüven sahibi, işbirliğine açık, kendisiyle, etrafıyla ve hayatla barışık, bir mücadele insanı olarak heyecan vermeli, umut aşılamalıyız.

İşte yetkili sendika olmanın, Erdemliler Hareketi olarak mücadele etmenin sırları bu maddelerde ve bu maddeleri hayatına tatbik eden temsilcilerimizde gizlidir. Disiplinli çalışma ve işini aşkla yapmanın sonucu bugün ortadadır.”

“TÜRKİYE’NİN SİGORTASI BİZİZ”

Memur-Sen ve Toç Bir-Sen olarak her alanda ve anlamda Türkiye’nin sigortası olduklarının altını çizen Öztürk; “Üyemiz olsun olmasın bütün mağdurların yanında, her türlü hukuksuzluğun ve haksızlığın karşısında olacağız. Çalışanlarımızın birlik, beraberliklerinden; oluşacak gücün Tarım ve Orman Bakanlığı hizmetlerinin daha nitelikli olması için çabalayacağız.

Memur-Sen Konfederasyonu ve Toç Bir-Sen Sendikası olarak; Millete ve Millet iradesine karşı olan, her daim icraatlarına, gelişmelerin önüne takoz olmaya çalışan sözüm ona odalar ve sivil toplum örgütlerine ve bu zihniyetin mensuplarına karşı, her zaman Milletinin ve Devletinin yanında yer alan, gelişmelerin, istikrarın ve millet iradesinin savunucusu olan bir teşkilat olarak yolumuzda devam edeceğiz.

Gücümüz; merhametimizle, adaletimizle, tevazuumuzla birleşirse gönüllere yerleşir, iz bırakır unutulmaz oluruz. koltuktan güç alan değil koltuğa güç verenlerden, masal okuyan değil destanlar yazanlardan olmaya, devam edeceğiz inşallah. İşte bizim farkımız bu. Çünkü bizler; her alanda ve her anlamda üyelerimizin topluma, millete faydası olan, iyi, güzel, doğru işlerde hizmet etmeyi şiar edinmiş bir aileyiz. Türkiye’nin sigortası biziz. Bu ülkeye borcumuz var onun için söyleyecek çok sözümüz var.

İşte bizler, Allah’ın izniyle bu şafağın öncüleri olacak, sadece sendikamızın değil; kalbi sökülmüş çağın vicdanı ve sesi olmaya devam edecek kadrolar olacağız. İşte bizler Ülke, Millet ve Ümmet meselelerine bu bakışla yaklaşacak ve bu yaklaşımla yorumlayacağız.”

“BİRLİĞİMİZE, DİRLİĞİMİZE VE KARDEŞLİĞİMİZE ZARAR VEREN HER TÜRLÜ TEHDİDİN VE KALKIŞMANIN KARŞISINDA DURMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

Birlik ve beraberlik içinde hareket eden ecdadımız tarih boyunca büyük işler başarmış, vatanımıza ve milletimize yönelik tehlikeler de bu sayede etkisiz hale getirilmiştir. Tarihte eşine ender rastlanan pek çok zaferler kazanmış milletimiz, Çanakkale Savaşı’nda büyük bir kahramanlık destanı yazarak; tarihe yeni ve muhteşem bir sayfa eklemiş, birlik ve beraberliğin en güzel örneklerinden birini sergilemiştir.

Bildiğiniz gibi, Çanakkale Ruhu yakın bir zamanda; 15 Temmuz’da ikinci kez hayat bulmuştur. Ülke ve millet varlığını imha etmeyi amaçlayan emperyalist odakların işbirlikçileri olan hain FETÖ örgütü ülkemize ve milletimize tarihin en büyük ihanetini yaşatmıştır. Milletimiz o gece; Uluslararası çetenin kuklası ve onun uşaklarının; Meclisi, Cumhurbaşkanlığını, Genel Kurmay Karargahını, Emniyet Genel Müdürlüğünü bombaladığı, halkın üzerine tanklar sürüp kurşun yağdırdığı asrın hain darbe kalkışmasına şahit olmuştur. 

Milletimizin basiretli, ferasetli ve dirayetli duruşuyla bir destan yazdığı, karanlık gecenin aydınlık bir sabaha çevrildiği o gecede; çok şükür ki tüm teşkilat mensuplarımızla vatan, millet, bayrak ve ezan diyerek alanlara ilk inenler yine bizler olduk. Namlulara, tanklara, bombalara göğüs gerip 15 Temmuz’un bir diriliş gecesine dönüşmesinde büyük rol oynadık, istikbalimiz ve istiklalimiz için alanlarda olduk.

Büyük Memur-Sen ve Toç Bir-Sen ailesi olarak; 245 kardeşimizin şehit, binlercesinin gazilik unvanıyla şereflendiği o gecede olduğu gibi vatanımıza, milletimize, demokrasimize ve milli iradeye sahip çıkmaya devam edeceğiz. Şehitlerimizin kanlarıyla sulanan bu cennet vatanı asla işbirlikçi hainlere, cuntacılara bırakmayacak, birliğimize, dirliğimize ve kardeşliğimize zarar veren her türlü tehdidin ve kalkışmanın karşısında durmaya devam edeceğiz” dedi.

“BU BİR EKONOMİK KRİZ DEĞİL, APAÇIK SALDIRIDIR”

Konuşmasında son günlerdeki ülkemize yönelik ekonomik saldırıların yanı sıra dış müdahaleleri de sert sözlerle eleştiren Öztürk bu saldırıların ekonomi ile başlayıp siyasi sonuç elde etmeye dönük bir “Türkiye’yi durdurma” girişimi olduğunu söyledi. Öztürk konuya ilişkin şunları söyledi: “Millet olarak çok büyük badirelerden geçtik geçmeye devam ediyoruz. Son 100-150 yıllık tarihimize baktığımızda hangi süreçlerden geçtiğimizi, hangi badireleri atlattığımızı, bize hangi oyunların oynandığını net bir şekilde görüyoruz.

Hepimizin yaşayarak şahit olduğu üzere, Türkiye’miz dış güçlerin ekonomik ambargo ve kuşatması ile karşı karşıya. Bu bir ekonomik kriz değil, apaçık saldırı ve hepimizin gözleri önünde devam ediyor. Üstelik bir dış tehdit olarak planlandı, çok uluslu müdahale olarak yürütülüyor. Biz biliyoruz ki ekonomik saldırı aynı zamanda siyasi saldırıdır, güvenlik saldırısıdır, ülkemizin geleceğini yok etme hesabıdır ve bu bir ekonomik terörizmdir. MİT tırları ihaneti, 17-25 Aralık operasyonları, PKK,15 Temmuz hain darbe girişimi ile geldiler, şimdi de ekonomi üzerinden dolar üzerinden geliyorlar. Bizi içe hapsedip her taraftan operasyon çekiyorlar. Şuan ABD en büyük savaş gemisini Katar’a demirledi. Akdeniz’de gaz arayan devletler Türkiye’yi tehdit ediyorlar. Tam da bugünlerde ABD Yunanistan ile güçlü müttefik anlaşması yapıyor. Büyük İsrail (terör) Devleti kurulmaya çalışılıyor. Biz de dolara bile bağlı olmayan yerli ürünlerde bile zamları konuşuyoruz. Erken emekliliği konuşuyoruz. Cezaevindeki suçlular için af konuşuyoruz. Andımızı konuşuyoruz.

Bu saldırılar, Gezi teröründen bu yana devam eden, 15 Temmuz’da imha harekâtına dönüştürülen ABD merkezli saldırı dalgalarının yeni bir uzantısıdır. Bu yönüyle ekonomi ile başlayıp siyasi sonuç elde etmeye dönük bir projedir, “Türkiye’yi durdurma” girişimidir. 100 yıl evvel Abdülhamid Han’a yapılan bu saldırı şimdi de Milletimize ve Devletimize aynı şer odakları tarafından yöneltilmiş durumda.

İnkâr edilen üst aklın: “Ülkemiz Tekrar Güçlenmesin, Hasta Adam İyileşmesin” diye operasyon yaptığı ayan beyan ortada. 100 yıl önce “Bizim Osmanlı ile sorunumuz yok. Lakin Abdülhamit gitmeli” diyenler yine isim değiştirerek aynı cümleyi tekrar ediyorlar. 100 yıl sonra yine aynı söylemlerle ülkemizin yükselişini engellemek isteyenler var. Söylem aynı. Ama bilin ki Sultan Abdülhamit'i yalnız bırakanlar, onun devrilmesine göz yumanlar sadece Abdülhamit'i devirmediler. Osmanlı'yı yıktılar, ülkeyi işgale sürüklediler. 100 yıl sonra Türkiye ilk defa tam anlamıyla bağımsızlığını ilan etmeye, kendi ayaklarının üstünde durmaya çalıştı, çalışıyor. 100 yıl sonra ülkemiz, yine Osmanlı'da olduğu gibi ümmetin umudu haline geldi. İşte Türkiye, böyle bir uyanışın, diriliş dilinin temsilcisi, öncüsü. Bütün coğrafyayı harekete geçirecek bir güç. Son bin yılın bütün tecrübelerini bugüne taşıyarak “bir kez daha” çok güçlü bir çağrıyı bütün coğrafyaya yayıyor, işte onların korkuları budur. Bize saldırıların sebebi budur. Bu ülkeyi durdurma planlarının tamamının arkasındaki düşünce budur.

Lakin, hainler, kalleşler, emperyalistler ve onların uşakları unutmasınlar ki bu vatan, bu millet sahipsiz değildir. Bu milletin öz evlatları bir dolara milleti satan değil, üstünde yaşadığı toprak parçasını vatan kılmak için canını karşılıksız verenlerdir.

Bugün söz konusu vatandır, ülkemizin geleceğidir, yüz yıl sonra yeniden başlayan yükseliş tarihini sabote etme planıdır. Öyleyse ekonomik terörizme karşı yeni bir milli mücadele ile yükümlüyüz ve bu bir ‘Milli Mücadele’dir.

Belki ekonomimizi zor duruma sokabilirsiniz, belki yatırımcıları engeller, ambargolar uygularsınız ama bu ülkeye diz çöktüremezsiniz. 20. Yüzyılın Türkiye’si yoktur artık, olmayacaktır. Artık bin yıllık bir Türkiye vardır, bin yıllık bir güçle coğrafyaya ve dünyaya bakan bir devlet biçimlenmektedir.”

Genel Başkan Hüseyin Öztürk’ün konuşmasının ardından il ve şube başkanları da söz alarak talep, görüş ve önerilerini iletti.