TOÇ BİR-SEN ÖRNEK BİR PROJEYE DAHA İMZA ATTI

TOÇ BİR-SEN ÖRNEK BİR PROJEYE DAHA İMZA ATTI

A- A A+
31 Ekim 2018 Çarşamba


TOÇ BİR-SEN ÖRNEK BİR PROJEYE DAHA İMZA ATTI

Toç Bir-Sen Akademi’nin açılış programında konuşan Genel Başkanı Hüseyin Öztürk ‘Sendikal ve sosyal anlamda attığımız ve atacağımız tüm adımları yarınlara daha güçlü taşıyacak siz genç kardeşlerimizle ‘Toç Bir-Sen Akademi’ çatısı altında bir arada olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Çünkü biliyoruz ki gençliği kazanan bir topluluk istikbalini de kazanmış olur’ dedi.

Tarım-Orman Hizmet Kolu’nun yetkili sendikası Toç Bir-Sen örnek bir projeye daha imza attı. Geleceğimizin imar ve inşası için kurduğu, 81 ilden gencin katılımı, kendi alanında uzman akademisyen ve eğitimcilerin katkılarıyla gerçekleştirilecek olan Toç Bir-Sen Akademi'nin 1. Dönem Eğitim Programının startı Amasya'dan verildi.

"GELECEĞİMİZİN TEMİNATI OLAN GENÇLER HİÇBİR ZAMAN İHMAL EDİLMEMELİDİR"

Programda Kur'an-ı Kerim tilaveti ve İstiklal Marşı'nın okunmasının ardından coşkulu kalabalığa seslenen Genel Başkan Hüseyin Öztürk; "Geleceğimizin teminatı olan gençler hiçbir zaman ihmal edilmemelidir. Çünkü gençliği kazanan bir topluluk istikbalini de kazanmış olur" diyerek ile sadece sendikal anlamda değil insanlığın yararına işler yapmak niyeti ve çabasıyla Toç Bir-Sen Akademi’yi kurduklarının altını çizerek; “Toç Bir-Sen olarak bu noktada üzerimize düşen ne varsa yapmaya, siz gençlere destek olmaya, bu yolu sizlerle birlikte yürümeye, engelleri hep birlikte aşmaya gayret edeceğiz” dedi.

Genel Başkan Öztürk konuşmasını şöyle sürdürdü: “Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in ifadesiyle; Mukaddes emanet, çağlardan çağlara, nesillerden nesillere, kuşaklardan kuşaklara, aktarıla aktarıla bize kadar geldi. Bizler Şöyle ya da böyle bu mukaddes yüke canla başla hamallık ettik. Bu mukaddes yükün bugünkü taşıyıcıları olarak derdimiz; omuzlarımıza yüklenmiş olan bu sorumluluğu, bu emaneti layıkıyla yapabilmek, görev bayrağını yukarılara taşıyabilmektir.

Bizler sadece ücret sendikacılığı değil, gerçek anlamda sosyal sendikacılık ilkesini özümsemiş ve hayata geçirmiş büyük ve güçlü Memur-Sen ve Toç Bir-Sen ailesi olarak aynı idealle aynı doğru etrafında kenetlenmiş bir topluluğuz. Dolayısıyla bizi diğerlerinden farklı ve daima önde kılacak şeyde üstlendiğimiz görevlerde daha bilinçli, daha donanımlı, vizyoner, aktif ve katılımcı olmaktır. Bu düşüncelerle Toç Bir-Sen Genel Merkezi olarak gelecekte mihmandarınız olacak konularda, sizleri alanında uzman olan hocalarımızla bir araya getirmek istedik.

Büyük Selçuklu Devletinin 2.hükümdarı olan ve Malazgirt zaferi ile üzerinde yaşadığımız bu toprakları bize emanet eden Sultan Alparslan Tahta geçtiğinde 35 yaşındaydı. Yine Anadolu Selçuklu Devletinin Sultanlarından Devletine en parlak zamanlarını yaşatan 1.Alaaddin Keykubad 28 Yaşında sultanlık makamına oturmuştu. Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) ‘nın övgülerine nail olmuş olan İstanbul’un Fatihi Sultan Mehmet Han 21 yaşında bu başarıyı sağlamıştı.

Konfederasyon olarak bizler de  hep özlediğimiz ve beklediğimiz genç kuşağa duyulan ihtiyaç dolayısıyla 2012 yılında Türkiye’nin sendikal noktadaki ilk gençlik hareketini, Genç Memur-Sen’i kurduk. Toç Bir-Sen olarak davamızı, sevdamızı emanet edeceğimiz genç kardeşlerimiz için Toç Bir-Sen Akademimizi hazırladık” dedi.

“BİR MİLLETİN, KURUMUN VE KURULUŞUN GELECEĞİ,

GENÇLİĞİN ELİNDEDİR”

Konuşması sık sık alkışlarla kesilen Öztürk, günümüzde beklenen gencin; ülkesini, milletini, devletini, seven; birlik, beraberlik, kardeşlik ruhu taşıyan, İslam kardeşliğine gönül veren ve mazluma el uzatan genç olduğunu kaydettiği konuşmasında;

“İnsan hayatının en verimli çağı gençliğidir. Her şeyin tadının en güzel alındığı, her zorluğun üstesinden gelebilme gücünün en üst seviyede olduğu, hayatın her renginin insana en canlı geldiği zaman dilimidir gençlik. Her toplum, kendi geleceğini garanti altına alacak, kendi değerlerini yükseltip, geliştirecek fertler yetiştirmeyi hedef edinir. Yeni yetişen nesiller ruh ve bedence sağlıklı, güçlü ve dinamik bir kişilik geliştirdikleri ölçüde, toplum da güç ve kuvvet kazanacaktır.

Gençlik tarafından benimsenmeyen, kabul görmeyen bir dava tarihte asla başarıya ulaşmamıştır ve ulaşamayacaktır. Onun için gençlik hiçbir zaman ihmal edilmemelidir. Çünkü gençliği kazanan bir topluluk istikbalini de kazanmış olur. Çalıştığı alanda başarılı olan, ama hayat felsefesi itibariyle materyalist ve pragmatist olan genç, istenen hizmeti üretemeyecek, beklenen atılımı yapamayacaktır. Bencil, çıkarcı, açgözlü tamahkâr kişinin çalışmaları daima yararsız, neticesiz ve verimsiz kalmaya mahkûmdur. Menfaatiyle imanı çatıştığında imanını ön plana alan, manevî ilke ve prensipleriyle maddî kazancı çeliştiğinde manevî ölçüleri tercih eden; basit dünya çıkarı karşılığında dinini satmayan genç adam, arzulanan yenidünya düzenini kurmaya aday gençtir.

Kesinlikle satın alınamayan, çirkin emeller için kullanılmayan, fitneye alet olmayan, terör ve anarşiye figüran olmayan, asla tahriklere kapılmayan, rüzgâra göre yön değiştirmeyen, mesleğinde ve alanında başarılı, ülke insanını ve davasını seven, İslam kardeşliğine gönül veren, karakterli ve kişilikli genç günümüz toplumunda aranan ve beklenen gençtir. İşte bu şekilde “Allah’a kulluk içinde yetişen genç”, Cenab-ı Hakkın arşının gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı Kıyamet Günü’nde arşın gölgesinde gölgelendirilecektir.”

Güçlü Mü’minin Allah nazarında daha hayırlı ve Allah’a daha sevimli olduğuna inanan imanlı genç, her konuda güçlü ve üstün olmaya çalışmalıdır. Genç adamın hem yumruğu, hem beyni güçlü olmalı, hem manevi yönü güçlü olmalı, madden ve manen güçlü olma hedefini taşımalıdır. Bulunduğu alanda zirveye erişmeyi hedeflemeli, bunun yanında kulluk görevlerini de kesinlikle ihmal etmemelidir” dedi.

 

“BU TOPRAKLAR İNSANLIĞIN SON GÜVENLİ SIĞINAĞI,

SON UMUDU, SON KALESİDİR”

Konuşmasında gündeme ilişkin konularda da değerlendirmelerde bulunan Öztürk; istikbalimizin ve istiklalimizin önüne takoz olmaya çalışan sözüm ona odalar ve sivil toplum örgütlerine ve bu zihniyetin mensuplarına karşı, her zaman milletinin ve devletinin yanında yer alan, gelişmelerin, istikrarın ve millet iradesinin savunucusu olmaya devam edeceklerini dile getirdi. Dünyanın en nadide, en muteber coğrafyasında yaşıyor olmanın bir bedeli olduğunu söyleyen Öztürk şunları kaydetti:

Bugün İslam Âlemi’ni de içine alan yakın coğrafyamızda emperyalist küresel güçlerce sonu kan, yıkım, gözyaşı, katliam ve işgal olan büyük oyunlar oynanıyor. İşte Irak’ta, Suriye’de zulüm hemen yanı başımızda gerçekleşiyor.

Arakan’da Filistin’de, Doğu Türkistan’da inançları yüzünden din kardeşlerimiz hep ölümle, işkenceyle başbaşa kalıyor. Hiçbir insanlık emaresi görülmeyen, hukuk tanımayan yöntemlerle bu coğrafyalarda ki yüz binlerce mazlum din kardeşimiz katlediliyor. Bütün dünya buna seyirci kalıyor.

Yine aynı şekilde bizim ülkemize de alçak ve haince siyasi ve ekonomik saldırı gerçekleştiriyorlar. Hepimizin yaşayarak şahit olduğu üzere, Türkiye’miz hem dış güçlerin hem de içimizdeki hainlerin bitmek tükenmek bilmeyen saldırıları ile karşı karşıya. Gezi olaylarını, MİT krizini, 15 Temmuz’u hep birlikte yaşadık, gördük. Şimdi uygulanmakta olan ekonomik taarruzların amacını da biliyoruz. Bu durum asla bitmeyecektir. Çünkü bizler dünyanın en nadide, en muteber coğrafyasında yaşıyoruz. Burada var olmanın bir bedeli vardır. Atalarımız bu bedeli yüzyıllar boyunca hep ödemiştir. Bu bedel kimi zaman candır, kandır, kimi zaman maldır, mülktür. Şimdi de gerektiğinde bu bedel ödenecektir. Çünkü bu topraklar insanlığın son güvenli sığınağı, son umudu, son kalesidir. Bizim ise gidecek ve sığınacak başka bir yurdumuz yoktur.

Her şeyi görüp, duyup, bilip istikbal ve gelecek kaygısı sebebiyle sessiz kalan, milletinden ve devletinden yana taraf olamayan kardeşlerimize de Merhum Bilge Lider Aliya’nın şu sözlerini ithaf ediyorum.  “Her şey bittiğinde hatırlayacağımız şey düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır.’’

Biz biliyoruz ki haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. Hangi koşul, şart olursa olsun haksızlıklar karşısında duracak, zulüm karşısında susmayacağız. Hakk’ın ve halkın iradesinden başka irade tanımayacağız. Millete ve millet iradesine karşı olan, istikbalimizin ve istiklalimizin önüne takoz olmaya çalışan sözüm ona odalar ve sivil toplum örgütlerine ve bu zihniyetin mensuplarına karşı, her zaman milletinin ve devletinin yanında yer alan, gelişmelerin, istikrarın ve millet iradesinin savunucusu olan; yıkmak değil yapmak, bozmak değil kurmak üzere bir anlayışla hareket eden konfederasyonumuz; millet için milletle beraber yürümeye millet iradesinin sesi olmaya devam edecektir.

Yaşadığımız tüm bu süreçlerin, ümmetin yeniden doğuşuna, büyük uyanışına vesile olacağını ümit ediyorum. Bu noktada hem bireysel hem de kurumsal olarak üzerimize düşen ise son yıllarda izlediği politikalar ile bölgesel güç ve küresel aktör olan ülkemizin Dünya’da daha etkin olabilmesi için, Büyük ve Güçlü Türkiye idealine daha sıkı sarılmak, elimizden gelen gayreti göstermektir. Büyük Memur-Sen ve Toç Bir-Sen ailesi olarak dün olduğu gibi, bugün olduğu gibi yarın da necip milletimiz, güzel ülkemiz, kamu çalışanlarımız için ter akıtacağız”

Genel Başkan Öztürk konuşmasını; “Toç Bir-Sen Akademi programının ülkemiz, sendikamız ve katılımcılarımız için hayırlara vesile olmasını diliyor, programımızda bizleri yalnız bırakmayan Memur-Sen Genel Başkanımız Sayın Ali Yalçın Bey’e, konuklarımıza, davetimizi kırmayarak bizleri onurlandıran hocalarımıza teşekkür ediyor, tüm katılımcılara şimdiden başarılar temenni ediyorum” diyerek noktaladı.

 

Toç Bir-Sen Akademi’nin açılış programına katılan Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın salondaki coşkulu kalabalığa seslendi. Memur-Sen’in, Türkiye’nin en büyük konfederasyonu, bir milyonu aşkın üyesiyle Türkiye’nin en büyük örgütlü kesimi olduğunu belirten Yalçın; Memur-Sen kurucu Genel Başkanı Mehmet Akif İnan ve arkadaşlarının, farklı ideolojik kamplaşmaların merkezi olan sendikal zemini; ücret sendikacılığını da içinde bulunduran akademik hizmet sendikacılığı yaklaşımıyla yeniden kurguladıklarını dile getirdi.

YALÇIN: “MEMUR SEN AİLESİ; BİR MEFKURENİN, BİR SANCININ ESERİDİR”

Salonu hınca hınç dolduran gençleri sendikal tarih ile ilgili bilgilendirmelerde bulunan Yalçın Memur-Sen’in bir mefkurenin, bir sancının eseri olduğunu söyleyerek “Memur-Sen ülkemizde sendikacılığa olan şaşı bakışı değiştirmiş, sendikacılıkta tertemiz bir sayfa açmıştır” dedi.

Yalçın konuşmasını şöyle sürdürdü: “Sendikal geleneğin, sanayi devrimi ile seküler bir uğraş olarak emek-yoğun ortamlarda insani yaşam standardını sağlamak için başladığı zeminden, farklı ideolojik kamplaşmaların merkezi haline dönüştüğü ve anında militarize edildiği bir zeminde, ülkemizde 90’lı yıllara gelindiğinde sendikal zemine ilişkin bir tartışma yürürken; “Bu sendikacılığın bizim kitabımızda yeri var mı?” tartışmalarının yapıldığı bir süreçte sendikacılığın ücret sendikacılığı zemininde bir seküler uğraşı olmaktan ziyade ücret sendikacılığını da içinde bulunduran akademik hizmet sendikacılığı yaklaşımıyla yeniden kurgulanabileceğini, yeniden formatlanabileceğini, yeni bir sayfa açılabileceğini ve Türkiye’de güçlü bir başlangıç yapılabileceğini tartışan Akif İnan ve arkadaşlarına bu yola çıkarken: “O iş sizin işiniz değil, size göre değil, siz bu işin adamı değilsiniz!” dediler. Fakat iddianız, idealiniz, ilke silsileniz, hayat felsefeniz varsa; siz onun sizce olanını yapmak, ortaya koymak, ortadaki kötü örneklerini bertaraf etmek ve doğrusunu ortaya koymakla mükellefsiniz. İşte Memur-Sen olarak 14 Şubat 1992’de bu yaklaşımla yola çıkıldı, sendikal hareket start aldı. Mehmet Akif İnan, “Sendikacılık sizin işiniz değil” diyerek yolumuza kasis döşeyenlere, onur kıranlara inat “Ölüm bir tohumsa kefen zarında / Gün olur fışkırır bir orman olur” diyerek umut aşılamış ve dün birlerle başlayan yolculuğumuz 27 yılda 1 milyonu aşmıştır. Toç Bir-Sen de bu inançla bir tohumdan bir filize, bir filizden bir fidana, bir fidandan bir ağaca, bir ağaçtan ormana dönüşmüştür” dedi.

“Memur Sen ailesi; bir mefkurenin, bir sancının, bir kaygının, bir kavganın eseridir. Memur-Sen; milletimizin zihinlerine kirli bir fotoğraf olarak hücum eden kötü örnekleri bertaraf etmenin ve bu işin ‘bizce’ sinin, milletle beraberce yürütülebilecek bir faaliyetin ortaya konması gayretiyle yola çıkmıştır. Bu nedenle yola çıktığımız günden bugüne kadar hiçbir zaman kaldırımın taşıyla sorunumuz olmadı. Milletin arabasıyla, esnafın camıyla çerçevesiyle hiçbir zaman sorunumuz olmadı. Vandalizmden, şiddetten, anarşiden uzak olarak bugüne kadar geldik ve erdemli bir hareket olarak başlangıç noktasından zirveye taşınan sendikacılığı zirveden yeni ufuklara taşıma gayretindeyiz. Onun için; ‘Bu işin kitapta yeri var mı?’ tartışmalarını kenara bırakıp bu işin kitabının yazılması gerekiyordu. Bu idealdir ki, bu adanmışlıktır ki 2001 yılında kurulan Toç Bir-Sen 17 yıl içerisinde Tarım Orman çalışanları arasında diğer sendikaların tamamının toplansa ulaşamayacağı makas açımıyla alanındaki rakipsizliğini tescillemiştir. Onun için bu ailenin bu noktalara ulaşmasında emeği olan, gayreti olan başta Mehmet Akif İnan ağabeyimiz olmak üzere ebediyete irtihal edenlere rahmet diliyor, bu yolu beraberce yürüdüğümüz, emek vermiş, gönül vermiş arkadaşlara ayrı ayrı teşekkür ediyorum.”

“ERDEMLİ SENDİKAL HAREKET YARINLARA GÜVENLİ YÜRÜYÜŞ İÇİN YATIRIM YAPIYOR”

Konuşmasında Toç Bir-Sen Akademi’nin çok önemli ve bir o kadar da gerekli bir proje olduğunu kaydeden Yalçın, “Erdemli sendikal hareket, yeni çelikleme çalışmalarıyla yarınlara güvenli yürüyüş için yatırım yapıyor” dedi.

Akademi’deki konuların, müzakere edilen başlıklar boyutuyla çok kıymetli bir çalışma olduğunu da belirten Yalçın; “Toç Bir-Sen’imiz yeni bir sürece giriyor, yeni bir yolculuğa çıkıyor. Bu yeni yolculukta genç arkadaşlarımızı Akademi’de buluşturarak sendikal birikimi birbirine aktarabilmek, çekirdeği çelikleştirmek, dünyamızı, mefkuremizi yeniden okumak ve anlamlandırmak noktasında bu konuda vukufiyeti olan arkadaşlarımızın bilgilerinden istifade edebilme, yarına ilişkin bugüne ilişkin zor süreç ve kesitler olabilir böyle bir durumda ne yapmak gerektiğine ilişkin irade beyanında bulunabilecek dirayeti ve cesareti edinebilme noktasında çok kıymetli bir çalışma.

Genç Memur-Sen, kuruluşundan bugüne kadar çok büyük bir mesafe katetmiştir. Genç Memur-Sen’in; kitap kritikleri, kitap meclisleri, toplumsal meselelere ilişkin duyarlılıkları, ortaya koydukları uluslararası misafir öğrencilere liderleştirme noktasında liderlik programları gibi birçok önemli çalışmaları vardır. Bunların hepsini bir yana koyun,  Genç Memur-Sen’in geçen yıl sadece okullarda “Bir Bilenle Bir Bilge Nesil” diyerek 43 bin öğrenciye birebir ulaşarak başlattıkları projenin ehemmiyetli ve kıymetli olduğuna bizzat şahitlik yaptık. Bunlar bizim sendikal bütünlüğümüzün, kapasitemizin zekatıdır. Biz bunları yapmak zorundayız. Bunları yapmazsak bundan hesaba çekiliriz. Çünkü biz yaptıklarımız kadar yapmamız gerekirken yapmadıklarımızdan da hesaba çekilecek kitleyiz. Bu düşünceyle, bu yaklaşımla hareket edildiği müddetçe bu teşkilat sapa sağlam yoluna devam eder, kapasite artırır, istediği kadar şiddetli rüzgarlar gelsin ulu bir çınar gibi bunların tamamını bertaraf eder ve bu millete hizmet etmeye devam eder.

Bu duygu ve düşüncelerle şehzadeler şehri Amasya'da sendikal hareketin şehzadelerini toplayan ve genç sendikacılarla, tarihe, zamana ve ana yolculuğunu sürdüren Toç-Bir-Sen'imizin Genel Başkanı Hüseyin Öztürk'ün şahsında genel yönetimi ve tüm emeği geçenleri kutluyorum. Toplantımız hayırlara vesile olsun, bereketli olsun” dedi.

Toplantının ilk oturumu katılımcılara 11 kitaptan oluşan kitap setinin hediye edilmesi ve toplu fotoğraf çekimi ile son buldu.